4 Mayıs 2011 Çarşamba

zeynep'in ege'si hasta...

Terledi, üşüttü, soğuk oldu, sıcak geldi derken bu havalarda da hasta ettik Ege'mi. Dün okuldan "ateşi çıktı bugün" diye arayınca nasıl eve gittiğimizi bilmiyoruz Zafer'le. Neyse ki akşam çok keyifsiz değildi ama yine de Özel Ajan Oso izlerken babacığının kucağında uyuya kaldı. Yatağına götürürken nasıl da mis gibi evlat kokuyodu.

29 Nisan 2011 Cuma

kundakçı

Her ne kadar Türkiye'de ilk olarak adı "Küçük Arı" ile duyulmuş da olsa Kundakçı aslında Chris Cleave'in ilk kitabı. "Kusuruz bir anne yok" diyor ama bir annenin çocuğuna duyabilceği o olağanüstü sevginin nelere kadir olabileceğini mükemmel bir kurguyla anlatıyor. Ben bu kitabı okurken biraz Uçurtma Avcısı ve Bin Muhteşem Güneş'te aldığım tadı aldım aslında. Onlar gibi bir solukta, "acaba ne olur şimdi?" diyerek okudum.



Güzel bir roman okumak isteyenlere öneririm...

26 Nisan 2011 Salı

itiraf ediyorum; çok samimi...

Çok keyif aldığım bloglardan biri my cozy confessions İçinde moda, iştah açıcı tarifler, hayattan, ordan burdan notlar var. Notalar da var :) İzlenmeye değer bence...

24 Nisan 2011 Pazar

bana sarı laleler almış nişantaşı'ndan









Doğum günü hediyelerimden biri... Böyle bir güzelliği paylaşmamak olmazdı...

22 Nisan 2011 Cuma

iyi ki doğdum...

Bugün doğum günüm. Hayatım boyunca hep keyif aldım 22 Nisan'dan...

Zaman geçip yaş ilerledikçe geriye dönüp bakmalar artıyor. Şimdi düşünüyorum, asla şöyle Marilyn Monroe gibi bir kadın olamadım. Ama şu an elimde olanlara da o sahip değildi... Beni seven kocaman bir ailem, canım Egem, sağlığım ve huzurum var. Daha ne isterim...

4 Nisan 2011 Pazartesi

i am back

ama ne işe yarar dönmüş olmam. iki post fazla yazabilmem. hala istediğim zaman kendi bloğuma bile sorunsuz giremezken... ben anlamadım bu işi. hep kurunun yanında yaş da yanmak zorunda mı? illa suyunu mu çıkartmalıyız uyarının, cezanın?? yine de ben seviyorum blogger olmayı. yeni logom nasıl?

12 Aralık 2010 Pazar

türk aklı



Yaratıcılık başka bişey... Bu fotoğrafı bayram tatili için Antalya'ya gittiğimde çekmiştim. Sizinle paylaşmaya yeni fırsat buluyorum. Bu zavalla heykelcik koskoca Antalya Müzesi'nin duvarında uzun zamandır sabırla bekliyor... "biri gelsin de ağzıma bi sigara dayasın, bunca zamandır kahroldum burda, yeter artık" diye. Veee hem yaratıcı hem de şakacı bir Antalyalı genç tarafından (bu tamamen benim hayal ürünüm, ama uzun boylu biri ona eminim) bu bekleyiş sonlandırılıyor. Heykelin makus talihi bir anda değişiyor. O artık 150 kişi izleyicisi olan bir bloğun son konuğu... Türkiye şartlarında ünlü oldu yani. Bu muhabbeti sevmem ama gerçekten biz Türklerin kafası başka türlü çalışıyor. Nerden aklına geldi o imzariti oraya koymak. Gülelim mi ağlayalım mı halimize bilemedim???